Montre

His Serisi

Pandemi döneminde hastalığa yakalanan kentler; insanların hiyerarşi, yönetim, gözetim, bakış gibi hareketlerinden katledilirken birdenbire tertemiz bir işleyişin içinde buldu kendini. Karşımızda olan bu durum daha önce hiç yaşanmamış bir yaşantı. Alıştığımız bütün görsellikler, gözlemler, gösteriler geri çekildi. Yerine biz insanoğlu için ‘dört duvar’ olarak tabir edilen bu sözcüğün yansımasının içinde kalmak kaldı. Dört duvar demek ilk bahsetmede abartı olarak gelse de uzun bir zaman dilimi içinde evlerimizde kaldıkça bu hissiyatı çoğumuza hissettirdi. Biz evde kalabalıklaştık fakat doğa yalnızlaştı. Doğa sadece yeşiliyle, havasıyla, mevsimiyle değil nesneleriyle de yalnızlığa erişti. Sokağa çıktığımız zaman, doğayla, dışarısıyla iç içe olduğumuzu hissettiren, biz insanlar için var olan kamusal nesneleri kullanmasak bile onları görmek bize dışarıda olduğumuzu hissettirir. Pandemi döneminde ise camın ta kendisi dışarısıyla aramızdaki bağı bize sunan tek lükslerden biriydi. Camın, dışarıdaki işleyişiyle bir bağını gösterdi. Fark ettiğimiz ama ötesine geçemediğimiz uzun yıllardır yalnızlaşmaya devam eden ağaçlar var gözümüzün önünde ve yok olmaya devam etmekte. Ağaçların yan yana dizilmesini artık tek tük görmeye başladık ve bu durum giderek daha da yalnız bir hal almaya başladı. Her zaman bir yaprak yere düştüğünde ağaçlardan daha da yalnızlaşır. Tıpkı pandemi döneminde yalnızlaşan kamu eşyaları gibi. Camın saydamlığından yararlanarak, kamu nesnelerinin yalnızlığını, hüznünü vermek adına monokrom tonlarıyla kullanılan eser, cama resmedilmiştir. Yalnızlığı, melankolik havayı hissedebilmek için canlı yaprakları camın derinliğiyle birleştirerek dışarıdaki boşluğu konu edinmek amaçlanmıştır. Bu dönemde evimizde kaldığımız süre içerisinde bizlerin dışarısıyla bir bağımızın olması, her bir insanın belki fark etmese de kamu eşyalarıyla duygusal bir bağ kurduğunu eseriyle izleyiciye hatırlatmıştır.

Resim

15x15 cm